
akcakesemedyatv@gmail.com
Salvo
04 Nisan 2026 14:49:29
Sakıncalı Piyade
Evet; Cumhuriyet Halk Partisi Karadeniz Ereğli tabanında sert bir düello başladı.
Bir tarafta, önüne gelene -sırf birileri öyle istiyor- diye sabahtan akşama kadar karalama ve iftira atma derdine düşen ve kendilerine cevap verilince, söylenmeyen sözleri söylendi gibi gösterip şikayetçi ve mağdur kisvesinin altına bürünen, bir tarafta da onca kışkırtmaya rağmen haklarını adliye binasının koridorunda arayan ve bu milletin savcılarına, yasalarına sığınan insanlar…
***
Aylardır diyorum ki; CHP’nin 38.dönem Karadeniz Ereğli İlçe Örgütü yönetiminin yaptığı bazı işlerde hukuksuzluk olduğuna inanıyorsanız, sizin yapmanız gereken, delil ve belgeleriyle tespit ettiğiniz bu hukuksuzlukları adli mercie taşımak, beş binden fazla üyesi olduğu söylenen partinin hak ve menfaatlerini koruma altına almak.
Ama birileri ne yaptı; hukuka gitmek varken sağda solda dedikodu… İftiralarla algı yaratmak… Birilerini kullanarak insanlar aleyhinde karalama kampanyası başlatmak…
Bir kısım partililere “Paralel Örgüt Yapılandırması” etiketi yapıştırmayı bile düşündüler. Hırsız, dediler, örgütü soydu dediler… Yüzleşmeye davet edildiklerinde ise maalesef gelemediler. Kaçtılar.
Bu partide hatalarıyla doğrularıyla, ilçe başkanlığı yapmış bir insana “rüşvetçi” demeyi bile göze aldılar. Bel altına girdiler. İl Disiplin Kurulu’nda aklandığı bir dosyayı hala dillerine dolayıp “defterleri kaçırdı”, dediler.
O günlerde; “Arkadaş, eleştiri yapmak başka şey, karalamak başka şey. Bu kadar da yapmayın!”, demesi gerekenler, tam tersini yaptılar. Çirkin iftiraların yapıldığı o paylaşımlara beğeni atma yarışına girdiler. Karalanmak isteyenlerin hukuk mücadelesi başladığında da; “Benim kocam için böyle deniyor, arkadaşımı nasıl dava ederler, benim kardeşim öyle biri mi…”, yaygarası kopartıp, nasırlarının acıdığını nasıl da belli ettiler.
Daha dün yahu… Bazı gazetelerin haberlerinde bu partinin milletvekili eleştirilirken bile haberin altına beğeni atan örgüt yöneticilerini görmedik mi? İftira dolu metinleri beğenip paylaşmak için sıraya girenler, nasırlarına basılınca nasıl da feryat etmeye başladılar bugün!
Peki siz, bizim aile bireylerimize hakaret ettirirken iyi miydi?
Bizim ömrümüzün kalanı kaç yılsa, o yılların tamamını, insanları benzetmeye çalıştığınız o paralel yapıya karşı mücadele etmek için feda etmeye hazırız. Ama beklerdik ki bu töhmete karşı siz de ses çıkarsaydınız ve etrafınızdaki kötü kelam sahiplerini uyarsaydınız.
Bunu yaptınız mı?
Hayır!
Partinin Ereğli İlçe Örgütü yönetiminde aslında ne değerli insanlar var… Okumuş, tahsilli, naif…
Hangi birini sayacağız?
Emekli bir öğretmen, Mustafa Çelik mesela… Geleceği birçoğundan daha parlak olacak Mert Yüksel mesela. Ya da Hediye Akman… Sayim Ergün… Şenay İşeri… İnsan böyle karalamaları yaparken bu yöneticilerden utanır; ama utandılar mı?
Başkan Zerrin Yılmaz Erdoğan hanım da geçmişi güzelliklerle dolu bir insan değil mi? Parlak bir meslekî kariyer, kültürlü bir yaşam çevresi, kaliteli arkadaşlar…
Ama Zerrin Hanım neden ismini saydığım bu insanlardan farklı; çünkü sağduyu ile anlamsız sessizliği birbirine karıştırdı. Örgütü toparlaması gerekmesine rağmen birilerinin gayesi ve bitmek tükenmek bilmeyen hevesleri ile darmadağın edilmek istenmesine sessiz sessiz bakmayı tercih etti.
Yolun başında ben kendisi için; “Zerrin Hanım’a bu partide ilçe başkanlığı yaptırmazlar.”, derken neyi kastettiğim bugün en net haliyle ortaya çıkmamış mıdır? Onun etrafını saran belli bir zümrenin, sosyal medya hesaplarını kontrol ettiğinizde, bu partinin bazı isimleri hakkında yazılan ileri-geri sözlerin Erdoğan ve ekibini nasıl zorda bıraktığını kimse görmüyor mu?
Sırf “Ali Kocamanoğlu’nu eleştirmek yetmiyor karalamak lazım” diyenlerle, aynı Kocamanoğlu ile beraber bu parti için emek vermiş, aralarında kadınların da olduğu bir topluluğun da yara alabileceğini düşünemeyecek kadar körleşenlerle Zerrin Hanım nasıl bir arada olabilir?
Kadınların siyasetteki önemini en iyi anlatan tarihlerden biri olan 3 Nisan’da beylik açıklamalar yapan bir ilçe örgütü yönetimine, aynı partinin örgütünde görev yapmış selefleri için “paralel” dedirtmek yakışmış mıdır?
Sadece bu soruya yanıt verebilecek erdemi gösterseler, diğer sorularımıza yanıt vermelerini beklemeyeceğim bile; bunu yeterli kabul edeceğim. Bunu yapamadıkları için de ağızlarından çıkan sözler ve iftiralar sebebiyle dava edilmek istenen kocaları için üzülen(!) bazı kadınların bizlerle bağlarını koparmalarını görmek bizi onlar kadar üzmüyor; emin olabilirler. Kendi partilerinin üyelerine iftira atanlarla o iftiralara göz yumanlar arasında bizim nazarımızda zerrece bir fark yok. Sizin kocalarınız, eşleriniz, bir Arzu Akay hakkında sağda solda dedikodu yaparken aynı hassasiyeti gösterip; “Arzu Hanım’ın şerefli bir meslekî geçmişi ve aile yapısı var.”, diyemediği, bunu bile diyemeyecek kadar birilerine köle olduğu için birbirimizden ayrılıyoruz.
Bu noktalardan bakıldığında beni alt etmek için canlı yayınlarda sarf ettiğim cümlelerden cımbızla kelimeler alıp “Hıııııı, şimdi yakaladık.”, demeye çalışanlara da önerim şudur: Ben gözümü budaktan ayıran biri değilim. Cımbıza gerek yok. O bakımdan rahat olun. Sadece şu pis alışkanlığınızı bırakıp denmeyen cümleleri dendi gibi göstermeye, mecazi ifadeleri temel anlamlarıyla alıp cahilliklerinizi ve anadili noksanlıklarınızı sergilemenize gerek yok. Ben ve birçok kişi haklarımızı adliyede arıyoruz. Sokak kabadayısı değiliz. Birileri gibi de tehditle işimiz yok. Bir insan için “Ben onun iyi bir müslüman olduğuna kefilim”, demek de suç olamaz. Son bir haftada yapmaya çalışılan, evet tam da benim dediğim gibi, kirli ve iftiralarla dolu ağızların içinde dönüp dolaşan dilleri kesmektir. Bunu da hukuk yoluyla, avukatlarımızla birlikte yapıyoruz. Yani meselemizi hukukla… meselemizi adaletle çözmeye çalışıyoruz. Hakkımızı adalette arıyoruz. Kastımız elimize bir bıçak alıp dil kesmek değil. Bizi başkalarıyla karıştırmasınlar.
Durum böyleyken, bu saatten sonra kim ne düşünmek isterse düşünsün. Bin defa desem de birilerinin kafası almayacak. Bu yaşananlar Ali Kocamanoğlu meselesi olmaktan çıktı. Bize yaşatılanlar, kendilerini bu partinin üstünde gören, yanlarına aldıkları kalemşor tiplerle sabahtan akşama kadar “bugün nasıl iftira atarız” mantığından hareket etmeyi marifet sayan ahlak yoksunu tiplerin bu saldırılarının birçok kişiye sirayet etmesidir. Bilinmelidir ki karalanmak istenen bu insanlar da yalnız değildir; güçsüz, biçare, yalnız hiç değildir.
Son sözlerim…
Benimle mücadele etmek yayınlarımı şikayet ederek durdurmak ve beni susturmak değildir. Dediğim gibi bugün asıl mücadele, dün olduğu gibi, adalet sarayındadır. İşte basılan nasır tam da budur. Toplumun gözünden kaçırılmak istenenler adaletin terazisinden kaçamayacağı içindir bu kadar salvo.




