
akcakesemedyatv@gmail.com
Hastanelerimiz(!)
04 Agustos 2025 13:32:33
Sakıncalı Piyade
Ülkenin ve yaşadığımız kentin sıkıntı ve eksiklerini, karşılaştıklarımız sayesinde daha net öğrenebiliyoruz.
***
Bu yılın Şubat ayında ağabeyimin geçirdiği ağır rahatsızlık, ardından da Kurban Bayramı arifesinde annemin yaşadığı felç sonrası, sahip olduğumuz hastanelerde uzun süredir gözlenen, bunları dile getiren vatandaşlara bir türlü kulak verilmediği bilinen sorunları da göğüslemek zorunda kaldık.
***
Mesela ilk öğrendiğim, Zonguldak-Ereğli karayoluna az biraz kar düşerse, hastanızı Ereğli’den vilayete götürebilecek bir ambulans bulmanızın imkansız olduğu, bir ambulans bulmak için iktidar vekilinin emirlerinin dahi kafi gelmeyeceği... Siz de bu gerçeği iyi belleyin.
Bu kentte asla ambulansa ihtiyaç duyacak hale gelmeyin!
Dahası, hiçbir zaman, bir ambulans operatörünün; “Hastanızı Gökçeler kavşağına kadar götürürüz; ondan sonrası size kalır.”, diyebileceği gerçeği ile karşı karşıya kalırsanız da küçük dilinizi yutmayın.
Yaşadık!
Yaşattılar!
***
Bayram arifesinde annemiz rahatsızlığında, Ereğli’deki biri devlet ikisi özel üç hastanede hiçbir nöroloğun görev yapmadığını, acil olarak Devlet Hastanesi’ne kaldırdığımız annemizin, yaşatılan zaman kaybından dolayı artık yatağa bağımlı kaldığını ben kimlere anlatayım?
Kimi kime şikayet edeyim ben?
Özel hastanelerinde Nöroloji servisinin çalışmadığı belirtilen o gün, acile kaldırdıktan saatler sonra Zonguldak Atatürk Devlet Hastanesi’ne sevk edilen 90 yaşındaki kadının bir kadavra muamelesi gördüğünü, bu ülkeyi yöneten hangi adama, hangi kademeye anlatayım?
***
Bir aydan fazla bir süreyi önce Zonguldak Atatürk ardından da Karadeniz Ereğli Devlet Hastanelerinde geçirdik. Ereğli’deki hastanede kaldığımız günler boyunca, elbette annemizle evlat gibi ilgilenen hemşirelerimiz olduğu gibi, damar yolu açmayı bilmeyen, o damar yolunu açarken enjektörün kilit klipsini açmayı unuttuğu için kahrolası iğneyi defalarca batırıp çıkaran tecrübe timsali(!) hemşireler de gördük.
Doktorun reçetelendirdiği, hemşirelerin; “Kesinlikle saatlerine titizlik gösterin.”, diyerek sözüm ona uyarı üstüne uyarı yaptıkları ilaçların, hasta yakınlarına saatler sonra teslim edildiği servislerde zaman geçirdik. Bunun nedenlerini sorduğumuzda doktorlar hemşireleri, hemşireler sorumlu eczacıları gerekçe gösterdilerse de bir çare bulunabildi mi dersiniz?
Mesela, daha önceleri hastabakıcı demek servislerin yarısı demekti. Bir hastabakıcı gerek hastanın gerekse de refakatçinin en büyük yardımcısı olurdu. Artık hastabakıcı demek, günde iki sefer odaları paspaslayan, ancak bir hasta yatağına temiz çarşaf serilmesinde bile; “Bu benim işim değil.”, diyecek kadar amir haline getirilmiş personel demek.
Çoğu kraldan çok kralcı. Sendikalılar ya hani! Ellerine bir de "beyaz kod” kuvveti verildi.
Pegden beslenen hastalar için bir kez bile yol gösterici olmayan hemşire ordusunun tek vazifesi, daha önceden açılan damar yoluna serum takmak. Serum bitince çıkarmak görevi yine refakatçinin işi.
***
Görevine yeni başlayan kaymakamımızı bütün bu yaşananlardan şimdilik muaf tutmak zorundayız. Ancak, bütün devlet dairelerinde sabah 08.00’de başlayan mesainin, hastane servislerinde 9.30’dan önce başlamadığını, saygıdeğer sağlık personelinin, “hocam” dedikleri doktorlarıyla birlikte kahvaltılarını yapmadan mesailerine bir türlü başlamak bilmediklerini ben bugünden kendisine ifade edeyim.
Akılsızlık yapıp da bunu yalanlayan çıkmasın; milletin önünde bütün fotoğrafları çarşaf çarşaf sererim. Kimsenin ekmeğiyle oynamak değil derdim; sadece milleti salak yerine koymasın kimse.
***
İktidar partisi milletvekillerimizin aylardır süregelen birçok açıklamasına bakarsanız, Ereğli’de de sağlık hizmetleri muhteşem. Zaten hastanemiz beş yıldızlı otel gibi. Vatandaşın; “İçinde doktor olmadıktan sonra ben bu hastane binasını ne yapayım?”, sözüyle dile getirdiği feryadın hiçbir hükmü yok.
***
Bu hastanenin en kritik servislerinden biri Palyatif. Bu serviste yatan birçok hasta, yılkı atı gibi. Ancak böyle bir serviste sadece tek bir doktor olması reva mıdır?
Allah razı olsun Doktor Eren Bey’den…
Adam, Allah korusun, bir gün hasta olsa…
***
Zonguldak’tan Ereğli’ye sevk edildikten sonra, sabah-akşam her gün servise doktor gelmesini beklediğimi biliyorum. Ne bileyim; bizim alışkanlığımız galiba bu. Hani doktor gelir; hasta kendindeyse hastaya, yoksa refakatçisine, hastalığın seyri hakkında bilgiler verir. Kısa ve orta vadede yapılması gerekenleri anlatır falan… Gelen yok… Bir gün hemşirelerden birine sordum; “Doktor neden uğramaz?”… Cevap o kadar güzeldi ki: “Doktorunuzla görüşmek istiyorsanız şu şu şu saatler arasında polikliniğine gitmeniz gerekiyor.”
Yani diyorlar ki; “Sen hastanı burada bırak; artık kaç saat sürerse o kuyruğa gir, vatandaşlardan fırsat kalırsa doktorun odasına dal ve onunla görüş.”
Sabır taşı olabilirseniz ne âlâ!
***
Haftalar süren hastane macerasının sonunda taburcu olacağımız güne gelince…
***
Taburcu olmadan önce yapılması gerekenler var elbette. Mesela ilaç raporu, ilelebet kullanılacak cihazların raporu falan hazırlanacak.
Elbet bir de felç kalan 90 yaşındaki kadın için Sağlık Kurulu Raporu var.
Sağlık Kurulu Raporu için elimize bir liste verdiler. Tam dokuz doktora görüneceğiz. Bütün bu görüşmelerin ardından da yatak bağımlısı hastamızla kurula gireceğiz öğleden sonra…
Bu dokuz doktordan bazıları; “Zaten teyze bizim hastamız. Onu buraya kadar yormayalım; biz gider odasında kendisini görürüz.”, dediler.
Ne muhteşem bir kibarlık!
Ama bazı doktorlar…
“Hastanızı buraya getirin!”
İnanılır gibi değil.
Kadının karnında peg var. Midesine hortum takılmış yani. Böyle bir hasta için en büyük tehlike enfeksiyon riski. Dahası kadının yanına bizler bile girip çıkarken imtina ediyoruz. Hastane kalabalık ve iki kadın doktor öyle bir inatlaştılar ki!
“Hastanızı buraya getirin!”
Kardiyoloji doktorunun sekreterine diyorum ki; "Beni çıldırtma! Kadın enfeksiyon kapabilir. Hastane çok kalabalık. Yatakla onu buraya getiremem!"
"İstediğin kadar çıldırabilirsin.", diyor.
O doktorlardan birine diyeceğim ki; “Bakın bir maruzatım var: Annem sizin hastanız ve önünüzdeki bilgisayardan konsültasyon raporunu görebilirsiniz.”
Cevap ne oldu?
“Maruzatınıza ayıracak zamanım yok!”
Odadan çıkarken; “Birazdan zaman ayıracaksınız.”, diyerek çıktığımı, bir üstteki başhekimlik katını birbirine kattığımı gören tanıdıklar oldu.
Denileni yaptım. O haldeki annemi, ağzına maske takarak bu hanımefendilerin ayaklarına kadar getirdim. Tabii ben gitmeden başhekimlik katındaki isyanım duyulunca zat-ı muhterem; “Az önce siz beni yanlış anladınız.”, diyerek başladığı sözlerine; “Sizin mesleğiniz neydi?”, diye devam etti. Gerisini anlatmama gerek var mı?
Ben gazeteci olduğum için geri vites yapıp tükürdüğünü yaladın da benden önce aylardır aynı eziyeti yaptığınız ve “Nasılsa köylü bunlar!”, dediğiniz insanlara yaptıklarınızı ne edeceğiz?
Tek bir kötü söz çıksa ağzımdan hemen beyaz kod verecek; biliyorum. Sonrası uğraş dur…
Oysa ben, telefon ile bana ulaşıp ziyarette bulunmak isteyen siyasî dostlarımı bile geri çevirdim. Bizim yüzümüzden hiçbir personelin rahatsız ve huzursuz olmasını istemedim.
Hata yapmışım.
Hata yapmışız!
***
Bu hengame içinde taburcu olduk. Büyük bir hırs ve sinir harbi içinde tamamladığımız Sağlık Kurulu Raporu’nun teslimi için önümüzde üç hafta olduğunu söylediler.
Ben de sanıyorum ki üç hafta sonra hastaneye gideceğim, Sağlık Kurulu odasından raporu teslim alacağım.
Nerdeeee!
“Artık Bakanlık emriyle Sağlık Kurulu Raporlarını elden teslim etmiyoruz.”
“Ee! Nasıl alacağız bu bok yiyeni?”
“Hastanın E-Devlet’ine düşecek oradan alacaksınız.”
Annem 90 yaşında.
Hiçbir zaman devlet daireleriyle işi olmadığı gibi ne akıllı telefonu olmuş ne bilgisayarı.
E-Devlet şifresi yok. Hiç kullanmamış.
E-Devlet şifresi almak için iki yol var: Ya o haliyle PTT’ye gidecek; “Bana şifre verin.”, diyecek ya da bir GSM firmasına gidecek, kendi üstüne bir telefon hattı alacak.”
Annem engelli bir birey artık. Konuşma yetisi yok; yutkunma yetisi bile yok. Yahu artık karar yetisi yok! İmza hakkı yok!
Derdini nasıl anlatacak?
“Olmaz! İlla ki PTT’ye gidecek.”
“Biz evlatlarıyız; neden bu raporu alamıyoruz.”
“Son zamanlarda bu raporları suistimal edenler oldu. Bu raporlarla ucuza araba satın alanlar…”
Bahaneye bak!
Ama bizim içimizdeki mikroplar yapmıştır. Ana-babalarının raporlarının üstüne araba-menkul alacak kadar alçaklaşan itler illa olmuştur ki Sağlık Bakanlığı bu kararı almıştır.
Ama bizim ne günahımız var?
Binlerce vatandaşın ne suçu var?
“Bu rapor size neden lazım?”, diye soruyorlar bir de…
Arkadaş neden olacak?
Birincisi Sosyal Hizmetler Müdürlüğü annem için yapılması gereken sağlık hizmetleri kapsamında bu raporu şart koşuyor.
İkincisi artık annemin karar salahiyeti yok. Yetkili mahkemeye vasi davası açılması gerekecek.
Yani düşünün; Enerji-Sa’da işlem bile yaptıramıyoruz.
“Leman hanımla görüşmemiz gerekiyor.”
“Arkadaşım kadın engelli. Konuşamıyor.”
“O bizi ilgilendirmiyor.”
***
Allah biliyor ya; bütün bunları -ki çoğu var, azı yok- bir gün bile paylaşmayı düşünmedim; ancak vatandaşa yaşatılanlara dur demeyi bilmezsek bunların sonu gelmeyecek.
Hele, sırf köylüler, diye cahil belledikleri insanlara yaptıkları o kötü muamelelerin sonu…
Günlerce, mesleğimden dolayı beni tanıdıkları için feryat figan dert yananların iddialarına gelemedim daha. Ancak üç doktorun görev yaptığı Kardiyoloji polikliniklerinde olan bitenler doğruysa… Hele ki o üç doktorun kendi kafalarına göre bir güç(!) oluşturmak için tuhaf kararlar peşinde oldukları gerçekse…
MHRS üzerinden alınan randevular, benim başıma geldiği gibi, doktor hanımın keyfine göre iptal edilebiliyorsa…
***
Bakın; bir gün Aile Hekimi Sedat Akyüz’e muayene oldum. Bana en kısa zamanda uzman bir kardiyoloğa görünmem gerektiğini söyledi. Randevumu bile kendisi aldı. Ertesi gün...
Kesin gideceğim; çünkü gerçekten iyi değilim.
Randevunun olduğu günün sabahı… 09.30 sularında telefonum çaldı. Bir bayan…
“Bugün şu saatte randevunuz vardı. Doktor hanım şehir dışına çıkacak da… Hemen gelebilir misiniz?”
Benim Kirmanlı’dan Ömerli’ye gitmem en az bir saat.
Sonuç?
Randevu iptal.
İşte hastanede kaldığım günler boyunca bu iptal durumunun rastlantısal olmadığını, bir alışkanlık haline geldiğini öğrendim.
Türlü bahaneler var.
Hanımefendinin şehir dışı seyahatleri nedense bir türlü bitmiyor.
“Randevunuz onaylanmamış.”, denilerek bir başka gün, Allah’ın sıcağına rağmen tıkış tıkış sıraya sokulan hastalara bakar ve onları dinlerseniz, ne demek istediğimi çok daha iyi anlarsınız.
***
Umarım siz de anlarsınız sevgili Saffet Bozkurt vekilim ve değerli başhekimim.
Hastanede kirli düzen var 2000 tl el altından verseniz aynı gün müaynenizi olurdunuz
Hastane çalkalanıyor rüşvet irtikap ihaleye fesat karıştırma hastaneden çok pis kokular geliyor midem bulandı
Yaşanılan sıkıntıları dile getirdiğiniz için teşekkür ederiz.Ne yazıkki herkes herşeyi yazıp söylemeye cesaret edemiyor.
2024 Şubat ayında fizik tedavi için isim yazdırdık.Hastamız bir nebze iyileşti diye üzerinde durmadık fakat 2025 Ağustos oldu fizik tedavi için daha arayan soran yok..
Yazıda belirttiğiniz gibi sendikamız var sıkışırsak beyaz kod.
Şuan tüm kamu kurumları aynı vaziyette...
ALLAH yolu tüm kamu kurumlarına düşenin yardımcısı olsun.
Liyakat yok ki üstadım. Bazı hemşireler idari birimlerde görev yapıyor. Çünkü başhekimin dayısının gelini olduğu için. Bu sadece biri. Felç geçiren babama Dr. Aslan bey fizik tedavi önerdi. Fizik tedavi için sıra almak istediğimde net bir tarih veremeyeceklerini bizi arayacaklarını bildirdikten sonra imza mühüre hasta alt bezi onayları için gittim. İmza mühürde görev yapan kişi bir fizyoterapist. Vasıflı birinin öyle bir birimde ne işi olabilir. Bizim bu kadar sıra beklememiz yanlış yönetimden kaynaklı. Mhrs odası zaten tam bir torpil merkezi. Randevu almak istediğimde 15 gün dolu olduğu söylenirken aynı odada partili birinin sırası yokken ran ... DEVAMI
- s.
- 1




