
hatikesk@gmail.com
Kör Themis'in Çürük Terazisi
20 Aralik 2024 12:34:35
Genç Yorum
Adana’da yaşandığı belirtilen ve medyada yer alan bir olayı-iddiayı sosyolojik bir veri olarak, anlamaya çalışalım.
Adana’da 14 yaşındaki kızı taciz ettiği öne sürülerek öldürülen imamın taciz ettiği iddia edilen kız çocuğu, imamı defalarca uyarmasına rağmen imamın kendisinden uzaklaşmadığını, tacizlere devam ettiğini söyledi ve ardından adalet arayışıyla yaptığı şikayetleri şu şekilde anlattı:
“Mesaj atıyordu, cevap vermiyordum tekrar tekrar atıp arıyordu. Hafızlık kursundaki hocamı durumu anlattım. Hocam da oranın müftüsünün eşiyle konuştu. Müftü ve eşi bana sus dedi, kesinlikle kimseye anlatma olayın üzerini örtelim dediler. Sen yanlış anlamışsındır dediler, yapmaz öyle bir şey dediler. Yanlış anlaşılacak bir şey yok her şey ortadaydı. Diyanete de savcılığı da dilekçe verdik. Dilekçemiz reddedilip takipsizlik kararı verildi. Ben olay yaşanırken çıkartıp kamerayı çekemezdim. Ben o gün tecavüze uğramadım diye bu olay kapatıldı” dedi.”
Baba Fatih A. ise “Kuran kursundaki sınıf hocası bana durumu anlattı. Ben savcılığa suç duyurusunda bulundum. İlçe ve il müftüsüyle yüz yüze görüştüm bu konu hakkında. İmam'ın tayinin çıkarılmasını rica ettim beni dikkate almadılar. Savcılığa verdiğim dilekçe bana takipsizlik kararı olarak geldi. Ben bir dilekçe daha verdim onda da takipsizlik kararı verildi" dedi.(İHA)”
DİYANET ADALET’İN NERESİNDE?
Evet olayı okudunuz. Bir insan hatalı-suçlu da olsa bu sonucu yaşamamalı ama peki bu sonuçların yaşanacak olmasını DİYANET-SAVCILIK ADALET neden öngöremez?
Okulda şöyle bir ders görmüştük.
Rus Yazar Anton Çehov: “İlk bölümde duvarda asılı bir tüfek olduğunu söylüyorsanız, ikinci ya da üçüncü bölümde o tüfek patlamalıdır" der. Yani duvara bir silah konulduğunu hikayeden okuyorsanız O SİLAH KULLANILMAYI BEKLİYORDUR. Yani bu kız ve ailesi bu kadar şikayet savcılık işlemleri yürütmüşse NEDEN İNSANI DİKKATE ALMADILAR. Savcılık TAKİP-SİZ-LİK kararı verirken, olayın son kararını kendisi mi verecek olduğunu düşünüyor.? Kendisinin KARARı ile haksızlığa uğrayan bir insanın KARARı aynı mı olacaktır. Evet, o kadar olay taciz yaşanmışsa ve şikayetler yapılmışsa, insanların sinirleri sınırları aşılmışsa yani duvardaki silah yerinde durduğu halde SAYIN SAVCI TAKİPSİZLİK KARARI vermiş olmakla KARAR mı verdiğini zannediyordur. Hee savcı şunu düşünüyor olabilir. Az önce dediğimin aksini söyleyen Yazar Ernest Hemingway “Öykünün başında duvarda duran silahın ileride patlaması gerektiği doğru değildir. Duvarda asılı bir silah zaten patlamaz” demiştir. Yani bu durumda Savcılık bu yazarı dikkate almıştır alıyordur demektir. Ama Anton Cehov’u da dikkate almak gerekmez mi?
PEKİ, “DİYANET, ADALETİN NERESİNDE-SİNİZ?”
İmam tarafından tacize uğrayan 14 yaşındaki bu kıza "SUS olayı kimseye anlatma" diyen MÜFTÜ ve çok kıymetli hanımefendi KARISI, siz kime ve neye hizmet ediyorsunuz?
SUS demekle bitiyor mu her şey?
"Kimseye anlatma" diye korkutulan, susturulan bu kızın yaşadıklarının hesabını kim verecek?
Olayı örtbas ederek mi vicdanınızı rahatlatıyorsunuz?
Müftülük gibi bir makamda oturup bu topluma ahlak dersi vermeye mi kalkacaksınız?
Peki ya hanımefendi, SİZ? Eşinizle birlikte, yaşanan bu çirkinliğin üzerini örtmeye çalışarak hangi vicdanı, hangi inancı temsil ettiğinizi sanıyorsunuz? Böyle bir olayda susmayı tercih eden birinin “kıymetli” sıfatını hak ettiğini mi düşünüyorsunuz? Bu sessizlik; toplumu nasıl bir çürümeye sürüklüyor, farkında mısınız?
Siz kimden yanasınız? Mağdurdan mı yoksa zalimden mi?
Bu sorunun cevabını önce kendinize verin, çünkü bu suskunluk yalnızca vicdanlarınızı değil, toplumun geleceğini de karartıyor.
Adaletin ve insanlığın karşısında susan herkes zulmün ortağıdır.
***
Sizin dininiz size bunu mu öğretiyor? "Adaleti ayakta tutun" diyen bir kitabın mazlumu korumayı en büyük emirlerden biri sayan bir örnek olması gereken bir makamda oturuyorsunuz, hakkın ve hukukun bekçisi olmanız gerekirken, zalimi koruyarak hangi dindarlık kisvesine bürünüyorsunuz?
Siz mi dini temsil ediyorsunuz, yoksa çıkarlarınız için dini araçsallaştıran birer “Sahte-Kâr” MISINIZ?
Kendi çocuklarınız bu zulmün mağduru olsaydı ne yapardınız? SUS der miydiniz? Yoksa o zaman adaleti haykıran biri mi kesilirdiniz? Bu ikiyüzlülük yalnızca sizin vicdanınızı değil, temsil ettiğiniz inancı da kirletiyor...
Unutmayın, sessiz kalan herkes birgün kendi adaletsizliğinde boğulacaktır!
***
Ey Diyanet İşleri Başkanlığı! SİZ neyin peşindesiniz? Hangi “dini” temsil ettiğinizi sanıyorsunuz? Toplumun ahlakını, vicdanını korumakla yükümlü bir kurum iken, neden bu çürümüşlüğe göz yumuyorsun-uz? Yoksa sizin işiniz, yalnızca kürsülerden nasihat vermekle mi sınırlı?
Kendi personelinin içine düştüğü bu ahlaksızlıkları görmezden gelmek, sessiz kalmak, üstünü örtmek mi sizin adalet anlayışınız? Kur’an’dan, sünnetten bahsedip bunları kendi makamınızın gölgesinde yok saymak mı size yakışıyor? Hangi yüzle insanlara "DOĞRUyu" öğütlüyorsunuz?
Neden susuyorsunuz-susturuyorsunuz? Yoksa gücünüz yalnızca masum halka mı yetiyor? Çocukların, gençlerin hayatlarını karartan bu karanlığın içinde siz hangi ışığı yakıyorsunuz? Ya da yaktığınız ışık yalnızca kendi saltanatınızı aydınlatmak için mi?
Adaletin terazisini kim tutacak? Eğer siz bunu yapmıyorsanız, bu makamın varlık sebebi nedir? Allah’ın huzurunda hesap gününde bu suskunluğunuzu nasıl açıklayacaksınız?


SİZ Adaletin terazisini iyi tutmadığınızdan olsa gerek, Yunan Tanrıçası THEMİS Adalet tanrı-çası olmuş, farkında mısınız?
***
“Yıkılmış hissediyorum…” diyor kızın babası. Bu, bir insanın taşıyamayacağı bir acının ifadesi. “Bir evlat, bir aile, bir onur” böylesine kirli bir olayla sınanmış.
Peki o imamı öldürmek zorunda kalan erkek kardeşe ne demeli?
“Adaletin sustuğu - toplumun körleştiği” bir yerde, bir genç kendi adaletini sağlamaya mecbur kalmış.
Peki, onu bu noktaya getiren kim-ler?
“Bu olayları örtbas edenler, susanlar, seyirci kalanlar”… Her biri bu suça ortak değil mi?
Eğer adalet vaktinde yerini bulsaydı, eğer bu olayların üstü örtülmeye çalışılmasaydı; eğer toplum, bu çirkinliklere karşı ayağa kalksaydı; bu genç, bir katil olmaya zorlanır mıydı?
Vicdanı yıkılan bir babanın yanında bir de hayalleri geleceği kararan bir genç var şimdi.
Sormak gerekmez mi: “Bu imamı koruyan, sustur(ul)an bir toplumu yaratan kim?”
Hangi düzen bir çocuğun hayatını karartıp bir babayı yıkıma sürükler, bir kardeşi de cellat olmaya mecbur bırakır?
Adaletin sustuğu yerde, insanlar adaleti kendi elleriyle aramaya başlar.
Ve işte o zaman “toplum bir uçuruma sürüklenir”.
14 yaşındaki bir kıza bu dehşeti yaşatan imam meslekli insan, aileyi yıkan bu olayın üstünü örtmeye çalışan insanlar, bu suçu seyreden her insan, bu tablodan sorumludur.
Yıkılan, yalnızca bir baba değil, ADALETe olan GÜVENimizdir.
Yıkılan, yalnızca bir AİLE değil, bir toplumun AHLAKıdır.
Yıkılan, yalnızca o BABA değil, hepimizin VİCDANıdır.
Bu olay sadece bir ailenin DRAMı değil, hepimizin AYNAsıdır.
Ve bu sessizlik devam ettiği sürece, ADALET YERİNİ BULMADIKÇA bu toplumda daha kaç genç kendini bu KARANLIĞIN ortasında bulacak?
Kaç baba daha “YIKILDIM” diyecek? Kaç aile daha SESSİZLİĞE mahkum kalacak?

Kör THEMİS’İN ADALETİNİN DE GÖZÜ KÖR OLSUN, E Mİ?...
Sorgulayan gencleri seviyorum .tebrik ederim. derinlikli ve sorgulayıcı bir yazı olmuş. Sen abdulhamitlerin mustafa kemallerin torunusun . adaletin ve vicdanın sesi olmayı başarmışsın bu duruşun tarihe not düşen o büyük liderlerin mücadele ruhunu yaşıyor . Kalemini güçlü; yüregini cesur tut .Senin gibi genclere ihtiyacımız var
- s.
- 1







