
akcakesemedyatv@gmail.com
Rüya
20 Aralik 2025 01:05:00
Sakıncalı Piyade
Ömrümde öyle güzel bir köy görmemiştim.
Öyle bir yeşil… alabildiğine çiçek deryası…
Kurumuş ağaç gövdelerinden yapılmış bir çitin önündeydim.
Karşıdan alımlı, rengarenk fistanıyla bir kadın geliyordu. Tek gözümle kim olduğunu anlamaya çalışıyordum.
Yanıma gelince anladım annem olduğunu.
Gençleşmiş gibiydi. Yüzü ablaklaşmış; hafiften de kilo almış sanki. Siyah çerçeveli bir gözlük vardı gözünde. Kısa saçı arkaya doğru taranmış. Neredeyse ak yok…
Elinde bir tencere… Yüzünü çepeçevre saran bir gülümseme…
-“Anne nereye gidiyorsun böyle?”
Eliyle işaret ederek;
-“Bizim evimiz şuracıkta. Baban acıkmış; yemek götürüyordum.”
Sevecen bakışlarının arkasında sanki oğluyla değil de bir komşusunun çocuğuyla konuşurcasına farklı bir üslup sezinliyordum.
Yirmi iki yıldır görmemiştim babamı. Böyle duygusuz mu söylenirdi bu cümle yani?
-“Ben de geleyim o zaman seninle.”
Yine o tuhaf gülümseme… Kendince huzurlu ama…
-“Olmaz. Oraya herkes gelemez.”
Uzaklaştı yanımdan. Birkaç metre sonra bir anlık duraksamayla arkasını döndü, el salladı. Yürüdü yine.
***
Gözlerimi ansızın açtığımda tavanla bakışıyorduk.
Nasıl bir rüyaydı bu?
Uyanmadan ağlamaya başlamışım zaten. Kendi sesime uyandığımı hatırlıyorum.
“Anne beklesene!”
***
Yatağımdan kalktım; koşar adımlarla üst kata çıktım.
Annem hasta yatağında yatıyordu. Boynundan kokusunu aldım; çektim ciğerlerime. Sinesine kapandım. Çocuk gibi ağlıyordum. Aylardır annemin yanından ayrılmayan yengelerim de -uyku sersemi- ne yaptığımı anlamaya çalışıyorlardı. Tutamıyordum kendimi. Ayaklarını öpüyordum. Doyamadığım yanaklarında geziyordu yüzüm.
Yıllar var öyle ağlamamıştım.
Kaç dakika öylece kaldım; hatırlamıyorum. Bildiğim tek şey, annem gidiyordu. Uykuda gördüğüm o andı. Tanımakta zorlansam bile annem “Gidiyorum” diyordu.
***
O günden sonra haftalarca annemin yanında oturamadım. Ondan kaçtım. Onun iniltilerini her duyduğumda merdiven basamaklarına oturup ağladım kimselere hissettirmemeye çalışarak… İsyanımı duvarlara savurdum. Kapattım kendimi. Duygularımın şalterlerini indirdim. Sessiz ağlamayı seçtim. İnsan; “Allah’ım; ömrünün son demi; bu kadar çektirme. Ömrü boyunca seni bu kadar seven bir kulunu al yanına…”, diyerek dua eder mi? Ben böyle mırıldandıkça; “Tövbe de!”, deyip kızanların kulaklarımda yankılanan sesleriyle yenmeye çalıştım her gece uykusuzluğumu. Bu yaşıma kadar asla Rabb’ine isyan etmemiş ben… İsyana başladım. “Al artık yanına! Yeter bu kadar acı, bu kadar ızdırap!”
***
9 Aralık günü geldiğinde de o rüya hepimizin gözlerinin önüne geldi. Yaşatıyordu kendini. “Ben rüya değilim.” diyordu bir şeyler.
Gece saatlerinde fenalaşmıştı ulu çınar. Küçük yengemin soğukkanlılığı olmasa duran solunumu geriye döndürülemezdi.
Allah yardım etti.
Hayata döndü.
Ambulans geldi; önce acil servis, sonrası yoğun bakım.
Tam bir hafta daha dayandı koca yürek. Bir gün gibi geçen bir hafta.
***
17’sinin sabahı…
Onu o kadar özlemiştim ki…
Birkaç satır bir şeyler yazdım… Özlemimi, sevgimi…
Yine mi içine doğmuştu demeyin; aradılar, “Kalbi durdu.”, dediler. “Döndüremedik.”, dediler.
Oysa “Seni çok özledim.”, yazmamın üstünden kaç saat geçmişti ki daha!
***
Hepimiz hastanedeydik.
Bacaklarım hissini mi yitirmişti ne? Herkes perişanlıktan bir tarafa savrulmuştu.
Mesleğim gereği böyle yoğun bakımlardan ya da servislerden alınıp morga taşınan çok insan gördüm ben.
Ama insan kendi başına gelmez, sanıyor. Beklediğimiz annemdi bu kez. Yine konduramıyordum.
Yoğun bakıma yeni doğan bir bebek girerken, anneciğim üstüne örtülmüş bir çarşafla çıkarılıyordu. Hayat ne tuhaf bir şeydi.
Masal mıydı, hikaye mi…? Ama bunun bir rüya olmadığı kesindi.
“Bir daha, bir daha göreceğim.”, diyordum. Solumdan, sağımdan beni tutanlar; “Olmaz.”, diyenler. “Bakma!”, diyenler…
Kendi ellerimle onu morg dolabına koymadan açtım yüzünü. Öptüm, kokladım. Hala sıcacıktı. Dayanamadım; yıkanıp kefenlenmeden önce de onunlaydım. Yine bakıştım sevdiceğimle. Doyamadım; yüzünü defalarca öptüm. Öptüm öptüm, kokladım.
İşte o kadın; o ablak yüz… Saçı arkaya taranmış ama açık kalan gözlerini sağ elimle kapattığım kadın… Birkaç hafta önce uykumda görüp tanıyamadığım kadındı.
Gençleşmişti sanki. Boyu uzamıştı. Kapattığım gözleri açılmıştı, yine kapattım. Ama o mis kokusu her yanımı sardı; benimle çıktı morgdan. Birkaç hafta önce; “Herkes gelemez.”, dediği yere gidiyordu annem. Artık emindim.
***
Bütün bunları neden anlattım?
Belki dertleşmek.
Belki vicdan azabı; doyumsuzluk… Hazır olmadığım ve asla olamayacağım bir özlem.
Nedeni için ne derseniz deyin.
Ama şu sonucu çıkarın:
Anne, baba, evlat, kardeş… Kim olursa olsun, sevdiklerinizin kıymetini onlar yaşarken verin. Daha çok verin; verdiğinizle yetinmeyin!
“Öptüm ya!”, demeyin; bıktırırcasına öpün. Sarılın, kokularını içinize çekin!
Onlarla her anı yaşayın. Vefa duygunuzu asla terk etmeyin.
Özellikle yaşlılarımızı diri tutan onlara verdiklerimiz; sevgimiz en başta.
Tekrar ifade ediyorum. Özellikle annenizi yaşarken, onun hak ettiği gibi sevin. Onlarla daha çok zaman geçirin. İşti, aileydi, meşguliyetti… deyip onları ihmal etmeyin. Onun gözlerine bakmaktan bıkmayın. Bilin ki o hiç bıkmadı! Sizden yana bir gün bile “Of!”, demedi.
Hem vallahi hem billahi… Bunun pişmanlığı çok ama çok ağır oluyor.
***
Mevla’m hepinizi sevdiklerinize bağışlasın.
sabah sabah bütün duygu vidalarımı yerinden oynattın be kardeşim.Allahım ebediyete intikal eden tüm insanlara rahmetiyle muamele etsin nurlar içinde yatırsın. Sağlıkla kal
- s.
- 1




