
akcakesemedyatv@gmail.com
Neticede Bu da Bir "Beceriksizlik"
09 Nisan 2026 14:02:25
Sakıncalı Piyade
Bir insan düşünün ki, bir fikir tartışmasında kendi fikrini ispat edemeyip kabul ettiremediğinde karşıt düşüncedeki insanları çeşitli ağır ithamlarla karalamaya, iftira ve hakaret etmeye yelteniyor. Ortaya koyduğu bu tavrı eleştirildiğinde de çark edip asıl söylemek istediğinin başka olduğunu ifade etmeye çalışarak dilindeki rüzgar gülünün yönünü değiştiriyor.
***
Psikolog değilim. Ancak bildiğim şu ki bu durumu psikolojik açıdan birkaç farklı kavramla açıklayabiliyor uzmanlar. Temelde bu davranışın, kişinin kendi yetersizlik hissini örtbas etmek ve ego bütünlüğünü korumak için kullandığı bir savunma mekanizması olduğunu söylüyorlar.
Peki bir insan evladı neden buna tevessül eder?
Neden önüne gelen herkesi karalar?
Kişi kendi fikrinin ya da hizmet etmekle yükümlü olduğu kişilerin söylediklerinin, emirlerinin veya telkinlerinin mutlak doğru olduğuna inanıyorsa, bu fikrin çürütülmesi onun için sadece bir bilgi hatası değil, kişiliğine yapılmış bir saldırı olduğu hissine kapılır. Fikri ispat edememek "narsisistik bir yaralanma" yaratır. Bu acıyla baş edemeyen kişi, karşı tarafı hakaret ve iftira ile değersizleştirmeye çalışarak kendi üstünlüğünü yeniden kurmaya çalışır.
Ya da…
Kişi kendi içindeki yetersizlik, cehalet veya haksızlık duygusunu kabullenemez. Bu yüzden bu olumsuz duyguları karşı tarafa "yansıtır". Yani aslında kendinde olan kusurları, sanki karşı tarafa aitmiş gibi göstererek onlara saldırır.
***
Yeni ve doğru bir bilgi, kişinin mevcut inançlarıyla ve hizmet ettiği insanların emir ve görüşleriyle çeliştiğinde zihin büyük bir huzursuzluk yaşar. Bu huzursuzluğu gidermenin en kolay ama sağlıksız yolu, bilgiyi veren kişiyi karalamaktır. "O zaten yalancı, o zaten kötü biri, hırsız, yatakta basılmış, tacizci" gibi laflarla doğru bilgiyi itibarsızlaştırdığını sanır ve böylece kendi yanlış fikrini korumuş olur.
***
Özgüveni düşük bireyler, haksız çıkmayı bir "yıkım" olarak görürler. Tartışmayı bir fikir alışverişi değil, bir savaş olarak algıladıkları için, mantıklı argümanları bittiğinde ellerindeki tek silah olan "karakter suikastına" (ad hominem) başvururlar. Bu aslında mantıksal bir hatadır ancak psikolojik bir kökeni vardır. Kişi, konuyu tartışmak yerine doğrudan konuyu tartışan kişiye saldırır. Amacı, tartışılan konunun özünden kaçmak ve çevredekilerin dikkatini karşı tarafın "ne kadar kötü bir insan" olduğu yönündeki iddialarına çekmektir. Hele ki, sarf ettiği bazı sözlerden sonra kendisi hakkında yargı yoluna gidilmişse ve yaptıklarıyla yazdıklarının hesabını o yargının önünde verecek noktaya gelmişse, bu saldırgan tutumu daha da artar. Ne dudaklarından dökülen ifadeleri ne de parmaklarından kaçan cümleleri tartabilir.
Özetle…
Bu davranış biçimi, bu saldırgan kişinin sağlıklı bir yetişkinin sahip olması gereken duygusal regülasyon (duyguları yönetme) becerisinin eksikliğini ve gerçeklerle yüzleşecek kadar özgüvenli olmadığını gösterir.
Bu özgüven eksikliği onda o kadar büyük travmalar yaratır ki… belli bir zaman sonra “söylediklerini söylemediğini iddia etme, söylediklerine kanıt istendiğinde ‘öyle diyorlar…’ lafının arkasına saklanma, isim kullanamadan hakaretlerini sürdürme; ‘ben aslında şunu demedim bunu dedim’ sözüyle yaptıklarını örtbas etme” gayretlerinin içinde boğulup gider.
Bu vesileyle...
Asıl itibar suikastını bizatihi kendi kendine yapan şahıs ya da şahıslara acil şifalar diliyorum.




